10 Ağustos 2012 Cuma



    NOSTALJİİİİİİİ........




    Eskidik mi ne, tamam çok da geç olmadı ama artık yaşımız kemale erdi fasıllarına ufak ufak yaklaşmaya  başladı. Onun içindir ki, nostaljik olan şeyi bunca sever bir hal aldık.Eski günleri,eski dostları daha bir anar ve özler olduk..
Hayatımızın bazı dönemlerinde bir şekilde bir yerde tanımışızdır bazı insanları ,iyi dost ve arkadaş olmuşuzdur.Sonra bir şekilde ayrılık girmiştir araya... zaman zaman aklımıza gelirler;acaba şimdi nerelerdedirler ve neler  yapıyorlardır diye.İnsan 40lı yaşlarda daha bir duygusal oluyor ,geçmişi daha bir özlüyor sanki.. .
Uzun zaman üniversitedeki arkadaşlarımı aradım ama aradan çok uzun zaman geçtiği için kimseye ulaşamadım..Zira o kadar apar topar bırakarak gelmiştim ki okulu kimseyle iletişim kurabilecek bilgi yoktu elimde....O zamanlar malum cep telefonlarıda yoktu...Ama hayat işte  25 yıl sonra yoğun çalışmalar sonucu ulaşabildim bazı dostlarıma..İçlerinde İran lı arkadaşlarım da vardı..O günkü sevincimi anlatamam...sanki hazine bulmuş kadar sevindim...o eski resimleri gördükçe içim cız etti..ne güzel günlerdi..Arkadaşlıklar bile farklıydı..menfaatsiz,temiz,içten...

    İşte bugünkü yazımı o güzel insan Mahin için 


yazıyorum...Kendisi benden onun için yazmamı 


istedi..Neden böyle bir yazı diye sormayın 


bende bilmiyorum onu düşününce bu yazıyı 


yazmak istedim..Öyle hissettim diyelim....


    İştee gene sıradan öylesine bir gün daha ....Umarsız,sevgisiz,ilgisiz,bencil ....Ama tabi ki bu sıradanlık değişiyor insanına göre...Kalıplar içine sokarak yaşadığımız daha da doğrusu yaşamaya çalıştığımız, hayat dediğimiz bu meşakkatli yolda....Çok şeyimizi feda ettiğimiz,kendimizden çok şeyler verdiğimiz sonucunda da pekte birşey alamadığımız hayatımız...Özgürlükten bahsettiğimiz... ancak bu özgürlüğü,amacından saptırıp yanlış bir olguymuş gibi gösterip sözde özgürce yaşadığımız  hayatımız....Sahip olduklarımız,  sahip olmayı hayal ettiklerimizdir belki de.  Sahip olmayı istediğimiz ne varsa onun için çabalarız hayatta. Doğarız, büyüyüp gelişiriz. Büyüdükçe isteklerimiz, sorumluluklarımız da artar. Apayrı bir çaba içerisine gireriz.Topluma kendimizi kabul ettirmek için uğraş verirken bir yandan da bireysel düşüncelerimizi harekete geçiririz. Hayal ettiklerimizin peşinden koşmaya başlarız. Kimi zaman hayallerimiz uğruna zifiri karanlıklara korkusuzca dalarız. O karanlıkta aradığımız tek şey aydınlıktır. Çünkü hayallerimizin başlangıcıdır aydınlık, güneşli günler,  masmavi gökyüzü…Ama her zaman herşey umduğumuz gibi gitmez...sonuç hüsran olur...Halbuki ne güzel şeyler hayal ederiz hayatımızla ilgili..Ya umduğumuzu bulamayız..ya da hiçbirşey umduğumuz gibi olmaz...

 Bu değişen dünyada aynı kalan tek şey ötekileştirme.. Bu kavramda değişense her seferinde sadece şahıslar… Zamanla, hükümetlerle, uluslar arası ilişkilerle her seferinde başka birilerini, bir kesimi öteki ilan ediyoruz.

Her şey değişiyor… Temiz, iyi, güzel ve etiketsiz kalamıyor insanoğlu. Bu değişim öyle hızlı oluyor ki… Zamanla biz bile ötekileşiyoruz...
Niçin yapıyoruz bunu? Niçin içimizden birilerini yabancı yapıyor, etiketliyor, insanları sınıflara ayırıyoruz? Peki ya bunu yapanın, yapanların ötekilerden ne farkı var?
Birçok soru var insanlığın önünde. Aşılması gereken setler var insanların arasında; sevgi, saygı, hoşgörünün yerine. Çıkarılması gereken etiketleri var insanların artık; sevgi dolu kalpler, iyilik dolu fikirler yerine. Bir kahramana ihtiyacı var dünyanın, ama savaşmak için değil barıştırmak, insanlığı içine düştüğü bu hırs dolu kör kuyudan çıkarmak için.